Sokaklarda gezerken sanki üstad buraya ayrı bir hava katmış, sokaklar, evler, yerdeki taşlar bile şiir gibi…

Datça merkezden yaklaşık 2 km uzaklıkta bulunan eski adı Dadya olan Eski Datça’ya dolmuşlarla veya Marmaris yönüne doğru gittiğinizde yaklaşık 10 dk. içerisinde ulaşabiliyorsunuz. Yürüyerek yaklaşık yarım saatte ulaşabilirsiniz hatta otostop bile çekebilirsiniz. Datça insanı o kadar sıcakkanlı ki sizi yolda bırakmayacaktır emin olun.

Eski Datça’nın girişinde bulunan Datçalıların klasik buluşma yeri olan eski muhtar “Orhanın Kahvesi”nde soluklanabilir, yorgunluk kahvenizi içer ve yolunuza devam edersiniz. Orhan’ın Kahvesi aynı zamanda Datça’nın sembolü olmuş usta şair Can Yücel’in de mekanı imiş. Can Yücel’in ölmeden önce yarım bıraktığı Evin Şarabı halen kahvenin bir köşesinde duruyor. Aynı zamanda kendisine olan saygıdan ötürü Can Yücel’in sürekli oturduğu bölüm de anı olarak kalmış.

Orhan’ın Kahvesi Eski Datça’nın adeta bir sembolü olmuş. Dut ağaçlarıyla örtülü özlediğimiz özgünlüğü ve eskiyi hatırlatan bir mekan burası.

Kahve’de yaşlıların atışmasını dinlemeye o kadar dalmışım ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Kaldı mı böyle samimi sohbetler? Orhan’ın Kahvesinden ayrılınca ikiye ayrılan yoldan önce birçok kişinin de güzergahı olan Hurma Sokağı takip ettim. Bu sokağı takip ettiğinizde Eski Datça merkezine çıkılır.

Eski Datça Otelleri, Eski Datça Pansiyonları

Eski Datça
Eski Datça

Yılın her dönemi pek çok yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Datça’da, son yıllarda yeni yapılanlarla birlikte, pek çok farklı kategoride konaklama tesisi bulunmaktadır. Datça pansiyonları ve otelleri, genellikle Datça’nın ince mimarisine ve özenine uygun olarak butik veya küçük otel olarak tasarlanmış.

Datça otellerinin pek çoğu denize sıfır olarak planlanmış ve kıyıda yer almaktadır.  Eğer doğa aşığı bir tatilciyseniz biraz daha kıyıdan uzak bölgelerde, yemyeşil doğanın içinde gizlenmiş Datça otelleri de bulmanız mümkündür. Aslında hangi Datça otelinde kalırsanız kalın muhteşem bir doğa ya da deniz manzarasına karşı uyanacaksınız, güzel bir sabaha.

Eski Datça Otelleri ve pansiyonları ise genelde taş bina olarak tasarlanmış butik otellerden oluşmaktadır. Sessiz sakin bir tatil düşünüyorsanız ve aracınız ile geldiyseniz bu bölgeyi de tavsiye ederim sizlere. Datça butik otellerinin bazıları yılın her dönemi hizmete açık, bazıları ise sadece yaz sezonunda hizmet veriyorlar. Yaz mevsimi aylarında da oldukça yoğun olan oteller de genellikle oda+kahvaltı konsepti hakim.

Akkaraca sokaktan ilerlediğimizde Alamango evi, Yağhane pansiyon gibi restore edilmiş yapılar çıkar karşımıza.  Yağhane pansiyonun yanındaki yoldan devam ederek yine Eski Datça merkezine, Çarşı sokağa çıkılır. Aslında küçük ve gezmesi çok keyifli bir mahalle olduğu için hangi taraftan giderseniz gidin sokakların hepsi birbirine çıkıyor.

Datça otellerinin işletmecileri de aynı zamanda orada yaşayan ya da Datça’nın yerlisi kişiler. Bundan dolayı Datça konaklamanızda misafir gibi değil de dostları, aileden birisi gibi ağırlanıyorsunuz. Oldukça samimi ve sıcak…

Datça’nın “Can” ı

Sabahın hıçkırığı bu kumrular
Öte öte öteye ötüyorlar
Bıçak kesmez soluğunda göğün,
Peribacaları çingenebembeleriyle
Tütüyorlar onbirayları
Karşıki ıssız dağa doğru uzak
Ki hattını büyük hattat
Yesâri çizmiş…
Ve bademler çıtırdıyor
Nassı da yakın!…
Sen şu doğanın acayip işine bak!

Can Yücel

Mekanım Datça Olsun

“Mekanım Datça Olsun” demiş usta şair… Datça’nın belki de son yıllarda bu kadar popüler olmasının nedenlerinden bir tanesi de Can Yücel’dir.  Can Yücel’in evinin müze olarak ziyaret edilebileceğini düşünüyorduk ancak yalnızca dışından görebilirsiniz çünkü ziyarete kapalı ve müze olarak kullanılmıyor. Sadece özel araştırmalar ve ziyaretler için ziyaretine izin verilmiş. Aynı zamanda her yıl 12 Ağustos’ta düzenlenen Can Yücel’i anma töreninde ziyaretçileriyle buluşuyor şairin evi.

Can Yücel’in evini gördüğümüzde tüm hayatı boyunca mütevazi, sade ve doğal bir hayatı benimsemiş olduğunu bir kez daha kavrayabiliyoruz. Aslında şiirlerini okuduğumuzda biraz huysuz, küfürbaz bir tarafı da olsa bu da onun ne kadar doğal bir insan olduğunu gösteriyor.

Ne mala ne mülke önem vermiş, bir çalışma masası bile olmamış Can Yücel’in. Bu evi bile 1986 yılında almış. Halkın içinde yaşamış, hergün “Orhan’ın Kahvesi” ne takılmış. Nasıl ki Yahya Kemal denilince İstanbul, Cevat Şakir dendiğinde Bodrum akla geliyorsa Datça dendiğinde de ilk akla gelen Can Yücel’dir.

Datça’nın turizm ekonomisine inanılmaz katkı yapan usta şairin mezarının kendini bilmez birkaç kişi tarafından tahrip edilmesi ise ülkemizde sanata ve sanatçıya verilen daha doğrusu verilmeyen değerin bir göstergesidir aynı zamanda.

Başka türlü bir şey benim istediğim…
Ne ağaca benzer, ne de buluta…
Burası gibi değil gideceğim memleket…
Denizi ayrı deniz…
Havası ayrı hava…
Can Yücel

 


Yorum Yapınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.